TR EN
BEYHAN MURPHY

BEYHAN MURPHY

Sanat Yönetmeni - 29 Mart 2017
Esra Başıbüyük
BEYHAN MURPHYBEYHAN MURPHY
Kendi zamanınızın neresindesiniz?
İleri bir safhasındayım. (Kahkahalar) İyi bir soru! Linear zaman çizgisi üzerinde konuşursak 60 yaşına yaklaştım. Ama psikolojik olarak 42 yaşında durdum. Hala o yaşımdaymışım gibi hissediyorum. Yaşlandıkça olman gereken insan olduğunu fark ediyorsun. (Bunu David Bowie söylemiştiJ) 50’yi geçtikten sonra artık zaman sana başka konuşmaya başlıyor.
 
Biraz bu durumun dayatıldığını düşünüyorum.
An geliyor zamanım kalmadı, an geliyor çok zamanım var diyorsun. Nereden baktığına bağlı, değişkenAma doğası itibarıyla değişken, yol almayı seven birisi olduğum için zamanın neresinde durduğum o günkü ruh halime bağlı.
 
Artistlik hayatınızın neresinde hissediyorsunuz?
Sanatçı bir kimliğin hayatını değerlendirirken birkaç katman olduğunu düşündüm her zaman.
Bunlardan bir tanesi zamansız olan kimlik. Şöyle söyleyeyim; yirmi beş yaşında sahne aldığın zaman yaşadığın heyecanı altmış yaşında da yaşıyorsan bu zamansız kimliğe aittir. Yine linear zaman çizgisi üzerinde yaptıklarınla var olduğun, akümülatif biçimde kimliğinde biriktirdiğin bir sen var, etti iki! Üçüncü katman da derinde, tamamen sana ait olan yaratıcı kimliğin ve bunu açıklamak zor. Bu da ancak yaptığın işler ile dışarı vurduğun, dış dünyanın tanımlayabildiği sen!
 
Peki yakın zamanda kendinizde tanımladığınız yeni bir yanınız / keşfiniz oldu mu?
Ne kadar ilginç bir soru. Şu var, belki bir olgu sadece. Geçen gün Instagram’da ≠tbt diye bir etiket gördüm. Arkadaşıma sordum ne bu diye, “Throwback thursday” için kullanılıyormuş. Ben de diyorum ki, “Throwback thursday” neymiş, asıl ”Throwback life” yani ≠tbl olmalı. (Kahkahalar) Asıl en geriye dönüp bakmak lazım. Yaşlandıkça geriye dönüp bakıyorsun. Yirmi sene, otuz sene, kırk sene önceki bir durum, bir olgu, bir hal onu hatırlıyorsun. Ve bu çok işine yarıyor. Kendini tanımada, sağlama almada, sağlamanı yapmanda, kendin ile ilgili araştırma yapmakta ama hep tırnak içinde kendi üzerinde... Son zamanda bunu fark ettim ve aynen bunu yapmaya başladım. Geri atıyorum ve oradan bir şey ile çakıştırıp, ayna oluyorum kendime. Böyle bir yeni süreç. Aslında ben neredeydim, ne olmak istedim, nereye geldim...
 
MDTistanbul topluluğunun yöneticisisiniz. Aynı zamanda bir koreografsınız. Her projeyle önce zihinde, sonra fiziki boyutta boş bir alanı dolduruyorsunuz. Zihinsel alandan, fiziksel alana aktarırken sizi en çok tetikleyen ne oluyor?
Geri bir soru atayım. Çalışmak için mi tetikleyen, yoksa sanatsal üretim yapmak için mi tetikleyen?..
 
Sanatsal üretim yapmak için...
Keşif!
 
Yani çalışma süreci...
Evet! İlginç bir şey; sonunu görüyor muyum işin evet, en başta bir film gibi hepsini görüyorum. Sonra diyorsun ki, hadi bir yerden başlayacağız. Boş bir kanvas gibi. Ama ben o resmi tuvalin üzerinde görüyorum. Eğer salt bir sanat üretiminden bahsediyorsak o, kavramlardan ortaya çıkıyor. Mesela, İhsan Oktay Anar hayran olduğum bir yazar. Geçen gün birden onun eserlerinden bir tanesini yapmak istiyorum dedim. Yaparım yapmam bilmiyorum ama kendime meydan okumayı seviyorum. Mesela bir Shakespeare yap Beyhan diyorum. İngiltere Royal Shakespeare Company’de birkaç Shakespeare yapmışlığım var. London Contemporary’de öğrenciyken cep harçlığımı çıkartmak için tiyatroda kostüm giydiriciliği yapıyordum. O dönemde Derek Jacobi’nin Hamlet'ini bilfiil kuliste oturup yüz küsur defa izledim. Hala ismini bildiğimiz birkaçının öldüğü o oyuncuları tanıdım, beraber çalıştım. Doğal olarak o geleneği, o işi, kültürü biliyorsun. Tiyatro aşkı bende her zaman var. O yüzden bu kadar tiyatral işler yapıyorum. Salt beden işi yapan bir koreograf hiçbir zaman olmadım.
 
Bir işi başından sonuna kadar görme biçiminizi nasıl değerlendiriyorsunuz? Bir profesyonel olarak geldiğiniz bir nokta mı, yoksa doğanız mı?
Doğamda var. Bir prodüktör gibi bakabilmek doğamda olan bir şey. Bazı sanatçılar böyledir. Her şeyi kendileri yapar. Kendi alanımda ben de onlardan birisiyim. Gittikçe her şeyi kendim yapmaya başladım. Dışarıdan bakınca “Kadına bak megolamanın teki gibi” görünen çılgın bir fikir ama aslında değil. Bu kavram meselesi. Bazen ortaya çıkarttığın eseri yaparken tamamen yalnız olmak istiyorsun. İşin çıkma süresinde, iş seninle konuşuyor. Ya da seni tamamen anlayacak insanı bulman gerekiyor. Bütünlük sağlamak açısından işin doğası ne istiyor ona bakıyorum.
 
Ürettiğiniz işlerde standartınız nedir ?
Kendini tekrarlamamak! Son derece rahatsız olurum.
 
Seyirciyi duygusal olarak yakalamak hedefleriniz içinde midir?
Dansın bir iletişim sanatı olduğuna inanıyorum. O yüzden kesinlik ile seyirciyi yakalamak hedeflerim içinde. Bir yerinden seyirciyi yakalaması lazım. Yaptığım işlerde duygu, düşünceden girmeye çalışıyorum.
 
Bir dans performansı fiziksel kondisyon üzerine kurulu ama duyguyu geçirmek için de ruha ihtiyaç var. Ruh ve beden her zaman uyumlu olabiliyor mu?
Araya teferruat giriyor. Teferruat prangalar takıyor sana. Onlar neler? Lojistik teknik, mekan çok önemli. Her zaman mekan diye bir problem var. Üretim anındaysa karşındaki insan materyali yani dansçı var. O an karşındaki dansçının ruh hali, kan akışı,  kabiliyeti, algılama, adapte ve uygulama seviyesi, çalıştığın salon, prova mekanı, oradaki ışık bile etkiliyor. Eğer o atmosfer doğru ise ki, o doğru kelimesini açıklamam zor, o bir his - akıp gidiyorsun. Değil ise; kendin ile, dansçıyla savaşıyorsun, işin merkezinden kopuyorsun. Teferruat bazen sana karşı işliyor, bazen de sana hizmet ediyor. Bazen yarım saatte işin on dakikasını çıkartırsın, bazen bir saatte bir dakikasını.
 
Peki, bazen de durumu manipüle edip o atmosferi yaratabiliyor musunuz?
Yaratabiliyoruz. Ona da cepten harcama diyoruz. (Kahkahalar) Şimdi bana bir hikaye anlatıp koreografi iste, anında beden diline dönüştürebilirim. Çünkü bu edinilmiş meslek, profesyonellik. Ama “Beyhan, kalk yap bir şey yap” desen şu an ne yaparım bilmiyorum.
 
Diyelim ki, teknik standart olarak aynı iki dansçı var, birini tercih edeceksiniz o zaman devreye nasıl bir tercih giriyor?
Beni anlayabilme olur. Çünkü bazı dansçılar var tıkalı, anlayamıyor. Teknik olarak diğerine göre daha yetersiz olsa bile beni çabuk anlayanı seçerim. Teknik çalışarak kazanılır ama o kanalları açamayabilirsin, öyle bir zorluk var. Bir de edilgen dansçı istemem. Benim söylediğimi anlayacak ama kesinlikle etken olacak. İyi olmayan dansçıya tahammülüm yok. Öyle bir zaman lüksüm de yok. Dansçı ve koreograf arasındaki ilişki biraz itiş kakıştır. Özellikle modern dans çalışan dansçılar, dikte edilmek istemezler kendileri de katkıda bulunmak, onun ile bir şey yapmak isterler.
 
Bir koreograf olarak zaman içinde bir diliniz oluşuyor. Olumsuz anlamda değil ama sizin ezberiniz nedir bu oluşan dilde?
Süregelen belli bir kalıbım yok. Anlattığım konuyla ilgili değişebiliyor her şey. Belki sadece beden dili olarak kalıplarım vardır: “Beyhan o kolu öyle geçirmez” gibi. Onu tarif etmem zor. Bedeni konuşturan belli bir stilim var tabii ki. Ancak izleyince tanımlanabilecek bir şey. Ama bu bir kalıp ise yaptığım her işimde tiyatro var. Mutlaka bir drama var. Soyut ya da grafik çalışmıyorum.
 
İşinizi etkileyen, ilham veren isimler kimler oldu ?
Film yönetmenleri çoğunlukta….
 
Mesela kim ?
Akira Kurosawa olmuştur. "He is my master!” Mesela, Christopher Nolan var. Wim Wenders Ridley Scott, Wachowski Brothers var. Kendi sanat alanımın dışından daha çok etkilendiğimi düşünüyorum. Edebiyat da kullanıyorum. Film gibi görüp, düşünüyorum her şeyi. Bir film izlerken daha çok arkaya bakarım. Yönetmenin işine, kurguya, daha da çok beynine bakıyorum. Dışa vurumuna çok bakmıyorum. Ya da örneğin Edward Norton’nun ne yaptığına bakıyorum, nasıl işlemiş onu...
 
Tam bir süreç avcısısınız..
Evet, evet... Ama bu arada dans alanında da etkileyen isimler var. İlk etkilendiklerimden, 80’lerdeTwyla Tharp, Pina tabii ki... Pina Bausch var ama onun her yaptığından etkilendiğimi söyleyemem. Onun da kalıpları vardır. Birazcık Wim van der Keybus, Ohad Naharin... Benim jenerasyonum da önemli ama son yirmi senede beni besleyen isimler yok mu, tabii var. Akram Khan, Eduard Lock etkilemiştir. Hofesh Shechter’ın çıkışı çok iyi oldu. Şahane işler yaptı, etkilendim, ilham aldım o çocuktan. Ayrıca Alexander Ekman…
 
Dansta da trendler var mı?
80‘lerde “Crash” çıktığı zaman herkes kendini sağa sola atıyordu, yer olayı farklı bir anlam kazanmıştı. Şu dönem belli bir trend yok herkes kendi işine bakıyor ama son on yıl içerisinde bedensel olarak dansçılar çok ileriye çekildiler. Bedenlerini kullanma konusunda gelinen nokta üst düzey. Artık bundan sonra ne olacak bekliyoruz. 
Copyright © 2016 by kimomagazine.com. Tüm hakları saklıdır.